TURAN JEOPOLİTİĞİ

Altaylardan Tunaya

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Felsefe Metinleri
FELSEFE METİNLERİ

Batı Şuurunda Hun Tasavvuru: Tasvirler, Temsiller ve Medeniyet

E-posta Yazdır PDF

László Marácz
Tercüme: Kadir Yılmaz

Özet 

Bu çalışmamızda, Batı şuurunun Hunlara neden yalnızca olumsuz tasvirler ve temsiller isnat ettiğini inceleyeceğiz. Çalışmamız üç kısımdan oluşmaktadır. İlk olarak, Hunlar hakkındaki Batı tasvir ve temsillerini sıralayacağız. Şahit olacağımız üzere, Batı şuurunda, Hunlar hakkında yalnızca olumsuz değerler yüklenmiş tasvirler ve temsiller bulunmaktadır. Batı önyargısı, büyük ölçüde Macar Kronikleri’nin (Hungarian Chronicles) ilmî araştırmalarından beslenmiştir. 19. yüzyıl Macar karşıtı Alman ekolünün etkisinin yüzünden, ilk Macar tarih kitapları ‘faydasız’ olarak nitelendirilmiştir.

Çalışmamızın kalan kısımlarında ise, Hunların Batılı temsillerinin neden ziyadesiyle olumsuz olduğu sorusuna bir cevap bulmaya çalışacağız. Bu sorunun cevabı, Avrasya eksenli Batı jeopolitik gelenekleriyle yakından ilgilidir. Bu tarz Batılı jeopolitik teorilerini, ilk olarak bilinçli bir şekilde Halford John Mackinder 1904 yılında kaleme almış olduğu ‘Tarihin Coğrafî Kalbi’[1] adlı makalesinde ifade etmiştir. Mackinder’in sisteminde Doğu Avrupa ve Orta Asya hayatî bir önem arz eder. Bu yerler tam olarak, göçebeler olarak adlandırılan grupların tarihin akışı içerisinde ortaya çıkıp idareleri altında tuttukları bölgelerdir. Mackinder’in sistemi, Hunların akınlarını anlamakta oldukça faydalı bilgiler sunmaktadır. Atilla’nın en büyük gayesi olan bir dünya gücü olabilmek için verdiği uğraş da, Mackinder’in çalışmasında yetkin bir şekilde çözümlenmiştir.[2] Bu yüzden, Atilla’nın dünya sahnesinde gün yüzüne çıkışından bugüne kadar neden Batılı tarih kitaplarında dünyanın en kötü barbarı ve Batının düşmanı olarak temsil edildiğini anlayabilmekteyiz. En dikkat çekici olan ise, ilk Macar tarih kitapları olan ortaçağ Macar Kronikleri, Macarları Hunların ve Macar kraliyet ailesi Árpádları Attila’nın soyundan göstermekteydiler; Macarlar Avrupa’nın kalbinde güçlü bir krallık kurduktan sonra kaleme alınmaya başlayan kroniklerde ise, şu an Batı siyasî sistemine bütünüyle eklemlenme çabasının ne boyutta olduğu açıkça gözlenebilir.

Devamını oku...
 

Masalın Meta-tarihsel Kökenleri Hakkında

E-posta Yazdır PDF

VICTORIA SOMOFF
Tercüme: Kadir Yılmaz

Halk hikâyelerinin gerçek dünyasında, Tanrı her şeyi bir düzen içinde tanzim etme ihtiyacı duymasa da, bu düzen kendiliğinden gerçekleşir.

Max Luthi

 

Türler teorisinin başlıca sorunlarından biri, bazı benzer özellikleri paylaşan iki farklı türün arasındaki sınırın nerede başladığı hususudur. Aslında çok fazla büyütülmemesi gereken bu sorun, Grimm Kardeşlerden beri bütün folklor araştırmacılarının aralarındaki inkâr edilemez benzerlikleri kabul etmelerinden ötürü,  efsane ve halk hikâyesi gibi iki tür arasındaki farkı tefrik etmek istediğimiz zaman hayatî bir konuma yükselir.  

Efsane ve halk hikâyesi arasında belirgin bir sınır çizmenin zorluğu, folklor teorisinde çeşitli yanlış anlama vakalarını da beraberinde getirmektedir. Bu vakalardan belki de en ünlüsü, Propp ve Levi-Strauss arasında vuku bulmuş olan üzerinde çalışılan malzemenin hangi türe ait olduğu konusundaki anlaşmazlıktır. Levi-Strauss’a göre efsane ve halk hikâyesi arasındaki fark, niteliksel olmaktan ziyade bir “derece farklılığı” olarak kabul edilmelidir: “Hikâyeler, aynı zıtlıkların daha küçük bir ölçekte aktarıldığı minyatür efsanelerdir ve bu durum, hikâyelerin ilk olarak çalışılmasını güçleştirmektedir” (Levi-Strauss 1976:30); yani, yapısal çözümlemelerde öncelikli tercihin halk hikâyelerinden (Propp’un örneğinde efsaneler) ziyade efsanelerin olması bu yüzdendir.  Propp, Levi-Strauss’un diğer iddialarına cevap verirken dayandığı hükümlerin dışında, görüşünü savunurken neyi çalışmaya karar vereceğine ve teorik düşünme sürecinin doğası hakkında kendi kararını verme hakkı olduğunu savunan bir akademisyen görüşü çizmiştir: “Levi-Strauss’a göre, bir akademisyen önce bir metot (yöntem) bulmalı ve akabinde onu nereye uygulayacağını düşünmelidir; ne yazık ki bu, bir filozof için gerçekten fazla bir anlam taşımayan mucize hikâyelerine1, yani benim alanıma uygulanmıştır. Diğer taraftan, her şey bilimde gerçekleştiği şekilde olmaz; tıpkı bu yolla benim alanımda da olmayacağı gibi” (Propp 1984:9).

Devamını oku...
 

Er­ken Dö­nem Türk Dü­şün­ce­sin­de ‘Za­man’ Kav­ra­yı­şı*

E-posta Yazdır PDF


Gök­han Yıl­maz

ABST­RACT

This study, with re­fe­ren­ce to cul­tu­ral his­tory of Turks, aims to in­ves­ti­ga­te the evo­lu­ti­on of the con­cept of ‘ti­me’ in Tur­kish tho­ught un­til the 12th cen­tury and in what way the un­ders­tan­ding of this con­cept, as well as the re­la­ted con­cepts, was in­he­ri­ted.

Key­words: Ben­gi, Early Tur­kish cul­tu­ral his­tory, Ogur, Öd, De­ath, Con­cep­ti­on of ti­me.

 

ÖZET

Bu ça­lış­ma­da, Türk kül­tür ta­ri­hi­ne mü­ra­ca­at­la, 12. yüz­yı­la dek olan dö­nem­de Türk dü­şün­ce­sin­de ‘za­man’ kav­ra­mı­nın na­sıl şe­kil­len­di­ği ve il­gi­li kavramlar­la bir­lik­te ne tür bir an­la­yı­şın mi­ras bı­ra­kıl­dı­ğı in­ce­len­me­ye ça­lı­şıl­mış­tır.

Anah­tar Ke­li­me­ler: Ben­gi, Er­ken dö­nem Türk kül­tür ta­ri­hi, Ogur, Öd, Ölüm, Za­man An­la­yı­şı.

* Bu makale, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi’nin Mart 2005 tarihli 7. sayısında yayımlanmıştır.

 

Gi­riş

Za­ma­nı bir kav­ram ola­rak ele al­mak, onu et­ki­le­rin­den ay­rı dü­şü­ne­bil­mek de­mek­tir. Es­ki çağ­la­rın te­mâ­yüz et­miş ki­mi kül­tür­le­riy­le mu­kâ­ye­se edil­di­ğinde; Türk­le­rin, üst se­vi­ye­de bir so­yut­la­ma­nın ürü­nü olan ‘za­man’ kav­ra­mı üze­rin­de pek dur­ma­dık­la­rı ze­ha­bı­na ka­pıl­mak müm­kün­dür. İlk in­ti­bâ, el­de­ki metinler­de açık­ça ve se­çik­çe iş­len­me­di­ği yö­nün­de­dir. Ma­amâ­fih, bu du­rum Türk­le­rin za­ma­na iliş­kin bir kav­ra­yış­la­rı­nın ol­ma­dı­ğı­nın gös­ter­ge­si de­ğil­dir. İl­gi­li­le­ri mez­kûr ka­na­ate sev­ke­den se­bep­le­rin en önem­li­le­rin­den bi­ri Hint, İran ve Yu­nan me­tin­le­ri­ne iliş­kin son­ra­ki yo­rum­la­rın içi­ne düş­tü­ğü anakronizmi gör­mez­den gel­mek ve hat­ta bu­nu me­haz ad­de­dip sâ­ir kül­tür­le­re de öy­le­ce bak­mak­tır. Türk kül­tü­rü açı­sın­dan da­ha önem­li olan se­bep ise, ko­nu­nun muh­te­vi­yâ­tı­na ait ol­ma­mak­la be­ra­ber, bü­tün kül­tür ta­ri­hi­mi­zi il­gi­len­dir­me­si ha­se­biy­le ha­ya­tî ehem­mi­ye­ti hâ­iz­dir: Geç­mi­şe ait mal­ze­me tarihciler­ce, dil­bi­lim­ci­ler­ce, halk­bi­lim­ci­ler­ce v.s. top­lan­mış fa­kat, ne ya­zık ki, fel­se­fe­ci­ler­ce de­ğer­len­di­ril­me­miş­tir. Hâl böy­le olun­ca da, bu mal­ze­me, en faz­la, ‘tak­vim’ gi­bi tek­nik ko­nu­la­rın izâ­hın­da kul­la­nıl­mış; bir fel­se­fe kav­ra­mı ola­rak ‘za­man’ın ele alın­ma­sı müm­kün ol­ma­mış­tır. Ni­te­kim, “Türk Düşüncesin­de ‘Za­man’ Kav­ra­yı­şı” gi­bi bir baş­lı­ğın al­tı­nı dol­dur­mak ol­duk­ça zor­dur ve ek­sik­lik­le­ri­nin çok ol­du­ğu da mu­hak­kak­tır. Ken­di­si­ni denetleyebile­cek ön­cü ça­lış­ma­lar da, ne ya­zık ki, yok­tur. Bi­nâ­ena­leyh, bu ça­lış­ma bir ‘de­ne­me’ ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­li­dir.

Devamını oku...
 

KUTADGU BİLİG’DE DEVLET FİKRİ*

E-posta Yazdır PDF

Gökhan Yılmaz

ABSTRACT

Written by Yusuf of Balasagun about 1069/1070 AD, Kutadgu Bilig is a book which attempts to theorize the conception of State characteristic of the horse-based steppe-culture that lays at the foundation of Turkish State. Although it belongs to Islamic period, the work emphasizes the tradition before the Islamic times and with this very feature it differs from the other contemporary Siyasetnâmes (political treatises). The study you are reading aims at defining the outlines of a theory of State, in the framework of concepts and opinions related to the concept of State in the Kutadgu Bilig. At the end, those conclusions are drawn as the main points determining the concept of State in the Kutadgu Bilig: 1. The source of sovereignty is divine, however the political order is secular. 2. Sovereignty is concentrated in one person but the power of this one person is limited by laws. 3. The State is conceived as an ideal “World State” (universalizm).

Keywords: Turkish tradition of state, World State, Prince, Kut, Töre

ÖZET

Balasagunlu Yusuf tarafından 1069/1070 yıllarında kaleme alınmış olan Kutadgu Bilig, Türk Devleti’nin kökeninde bulunan ‘Bozkır Atlı Kültürü’nün devlet zihniyetini teorileştirme çabalarından biri ve en dikkate değer olanıdır. İslâmî döneme ait olmakla birlikte kendinden önceki geleneği öne çıkaran eser, bu yönüyle, İslam devletlerinde yazılmış olan diğer siyasetnâmelerden ayrılır. Eldeki çalışma; Kutadgu Bilig’de yer alan devlete ilişkin kavram ve görüşler çerçevesinde, bir devlet teorisinin ana çizgilerini belirlemeyi amaçlamıştır. Sonuçta, Kutadgu Bilig’deki devlet düşüncesini belirleyen ana unsurlar olarak şunlar tespit edilmiştir: 1. Hâkimiyetin kaynağı Tanrısal, bununla birlikte, siyasî düzen dünyevîdir. 2. Hâkimiyet bir kişide toplanmış ancak kişinin iktidarı kanunla sınırlandırılmıştır. 3. Devlet, ideal bir ‘Dünya Devleti’ (Universalizm) olarak tasarlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Türk Devlet Geleneği, Dünya Devleti, Hükümdâr, Kut, Töre

* Bu makale, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi’nin Mart 2006 tarihli 9. sayısında yayımlanmıştır.

  

Siyasî Hâkimiyet

Türk devlet geleneği için tipik olan bir durumla Kutadgu Bilig’de de karşılaşırız: Hâkimiyet beye Tanrı tarafından verilmiştir[1]. Bu durum tek başına bir anlam ifade ettiği gibi, Türk devlet geleneğinin sürekliliğini göstermesi açısından da önemlidir. Aynı Tanrı’ya inanan toplumlarda, Tanrı’nın hâkimiyetin güvencesi olması (yapılması) siyasî otoritenin konumunu oldukça güçlendirmektedir. Zirâ, otoriteye karşı olabilecek bir başkaldırının, siyasî sonuçları olduğu kadar, dinî sonuçları da vardır ve böylesi bir durumda bunların da göze alınması gerekir. Hâkimiyetin Tanrı’dan alınmış olduğuna dair inanç, Kutadgu Bilig’de hiçbir yorumu gerektirmez bir açıklıkla izlenir:

“Tanrı fazlı ile sana ne kadar iyilik etmiştir... Kalabalık halk üzerine seni hâkim kıldı; dilek ve arzularını verdi ve fermanlarını yürüttü... Tanrı kullarını sana muhtaç etti”[2].

“Bu beylik gücüne sen kendi isteğinle erişmedin; onu Tanrı kendi fazlı ile sana ihsân etti. Lütuf ederek sana bu beyliği verdi”[3].

Yusuf, dini iyi bilen inanmış bir Müslüman ve bir aydın olarak “beyler hâkimiyetlerini Tanrı’dan alırlar”[4] demektedir. Eğer daha sonra hâkimiyeti bir soyun tekeline vermemiş olsaydı, bunu; “başınıza burnu halkalı bir köle geçse de itaat edin” diyen bir din ile bağdaştırmak mümkün olabilecekti. Ancak bu haliyle devlet geleneğinin yeni bir dine en çok direnen kültür unsurlarından biri olduğunu gösterir ki, oldukça önemlidir.Tanrı sadece beylik ve hâkimiyet değil, bunları elde tutmak için gerekli olan diğer şeyleri de verir: “Ey devletli hükümdâr, Tanrı sana kut verdi”[5]; “Tanrı kime iyi tabiat ve ... kısmet verirse ... dünya ... onun olur”[6]; “Tanrı kime beylik verirse ... akıl ve gönül de verir”[7]; “Tanrı kimi bey olarak yaratmak isterse ... uygun tavır ve hareket ile ... kol kanat verir”[8].

Devamını oku...
 

KÖKEN MİTİ VE EFSÂNEVÎ SOYLAR

E-posta Yazdır PDF


SİYASÎ İKTİDARIN MEŞRÛİYET GEREKÇELERİNDEN BİRİ OLARAK KÖKEN MİTİ VE EFSÂNEVÎ SOYLAR* 

 Gökhan YILMAZ

 

ÖZET

                Bu çalışma, erken dönem Türk düşüncesindeki devlet yapılanmasında mitolojinin sağladığı katkı üzerinedir. Siyasi iktidarın meşrûiyetini temellendirmede kullandığı gerekçelerden biri olan köken miti ve buna bağlı üstün soy tasarımı incelenmiş ve bunun yönetimde soy tekelini sağlamadaki rolü üzerinde durulmuştur. 

                Anahtar Kelimeler: Türk devlet geleneği, Siyasî iktidar, Meşrûiyet, Köken miti, Efsanevî soy, Gök-Kurt, Oğuz   


ABSTRACT
 

                In this study, the contribution of mythology to the structure of State in Turkish thought is investigated. We examined the origin myth –myth, concerning the origin of the nation, as one of the justifications used in consolidating the legality of political power-, the superior birth conception depending on this origin-myth and the function of it in the monopoly of a ancestry in state administration.

                Keywords: Turkish state tradition, Political power, Legality, Origin-myth, Mythological ancestry, Gök-Kurt (Sky-Wolf), Oğuz

* Bu yazı, İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı ile Eski Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nın 27-28 Nisan 2006 tarihlerinde düzenlemiş olduğu “Navisalvia Sina Kabaağaç’ı Anma Toplantısı”nda bildiri olarak sunulmuş; bilâhire, Kutadgu Bilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi’nin Ekim 2006 tarihli 10. sayısında yayımlanmıştır.

            

            Amaçlanan, konunun çerçevesini tam olarak çizebilmek olsa, bu yazının başlığı daha da uzun olabilirdi. Yahut “Türk Devlet Geleneğinin Oluşumunda Mitolojinin Kurucu İşlevi” şeklinde bir üst başlık eklenebilirdi. Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere; şu andan itibaren söylenecek olanların gerçek zemini mitolojiden ziyâde, Türk devlet felsefesi’dir. Mitolojiyle, bu zemine sağladığı katkı oranında ilgilenildiği gözden uzak tutulmamalıdır. Bu şartlar altında, konu edineceğimiz mitolojik unsurlara ilişkin değerlendirmelerin yerli yerine oturabilmesinin yolu, erken dönem Türk düşüncesinde ‘Devlet’ kavramının işgal ettiği yeri bilmeye bağlıdır. Ne var ki; eldeki metin tam olarak böylesi bir amaca hasredilmiş değildir. Bununla birlikte; bunu bir nebze de olsa hissettirebilmek konuya en uygun giriş tarzı olmalıdır.

Devamını oku...