TURAN JEOPOLİTİĞİ

Altaylardan Tunaya

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Bölgesel Çalışmalar Babadağ İle İlgili Notlar

Babadağ İle İlgili Notlar

E-posta Yazdır PDF

Babadağ İle İlgili Notlar

Aydın AYHAN

Babadağ, Rumeli serhaddının en önemli kalelerinden birisiydi. İsmini, Rumeli Türklerinin piri “Sarı Saltık Baba Sultan”dan almıştır. (Sarı Saltık Gazi ile ilgili bir makalemiz bu yazının sonunda eklidir.)

Silistre Eyaleti’ne bağlı idi. Daha sonra ayni idari düzenleme içinde Tulca Livası’na bağlandı. Halkının büyük çoğunluğu Tatar kabilelerinden (Kabail-i Tataran) meydana gelmişti. Sonraları Ruslara ve onların güdümündeki Hıristiyan nüfusa karşı buralardaki İslam nüfusu arttırma düşüncesiyle Kafkasya Muhaciri Çerkezler ve Arnavutlar da yerleştirilmişti.

Rus baskıları karşısında Lehistan’dan, Kuban, Kırım ve Soğucak’tan kaçıp Devlet-i Âlî Osman’a sığınan “Ağnat Kazakları ve Potka Kazakları” da bazı mahallere iskân edildiler.

Ordu merkezi olmasından dolayı, Orduyu Hümayûn’un “Lehistan Seferi” ve “Moskof Canibi Seferi” Babadağ’dan başlardı.

 Ordu erzak ve mühimmatı için Babadağ’da çok büyük, dev ordu ambarları bulunuyordu. Şehrin esnafı, büyük bir askeri fabrika gibi idi. Her şey askerlerin ihtiyacına göre işliyordu.

Babadağ’ın pek çok köyü ve çiftliği Kırım sultanları, girayları ve mirzalarına “arpalık” olarak tevcih edilmişti. Kırım Hanedanlığı içindeki iktidar sıkıntılarından dolayı, Osmanlı topraklarına bütün aile fertleri ve askerleriyle birlikte gelen Kırım asilzadelerinin pek çoğu, Osmanlı Ordusu ile birlikte seferlere iştirak eder, sefere öncülük ederler, akınlarla, yolları açarlar, düşmana büyük sıkıntılar verirlerdi.

Babadağı mestasında (kışlak), sürekli olarak Sefer-i Hümayûn yeniçeri ocağının cemaatleri ve bölüklerinden serçavuş, yamakan, muhzır-ı ocak, sütürbân ağaları ve sütürbânlar (taşıma hizmetinde bulunanlar), sersolakân, serzenberekî (mancınık kuranlar), sekbanân, çavuşlar, serturnaî, hasekî (savaş aletlerinden üç köşeli dikenli silâh taşıyanlar), cebeciyân, humbaracıyân, topçular, top arabacıları, yerli piyadeler, yerli süvariler (farisân), dalkılıç serdengeçtiler, Babadağ muhafızları, korucular, mütekaidler (askelikten emekli olmuş, ama gene de orduda kalmış olanlar) bulunurlardı.

Babadağ, çok stratejik bir bölgenin merkezi olduğu için, burada İngiltere, Fransa, Leh, Avusturya (Nemçe) ve Felemenk elçiliklerinin konakları bulunuyordu. Görev gereği bölgeye gelen yabancı memleket temsilcileri, kendi konaklarında kalırlardı.

Babadağı’da çıkarılan taşlardan, binalar, kışlalar, debboylar, ambarlar yapıldığı gibi, kuyulara bilezik ve kapak taşları da yapılırdı.

Babadağ Pazarı, pazar günleri kurulur ve çok canlı geçerdi. Pek çok yabancı tüccar pazara katıldığı gibi çevredeki bütün köyler burada, adeta bir günlük panayır havasında geçen bu pazarda alışveriş yaparlardı.

1837 de bir şarlatan Alman Yahudisi doktor, çocuk düşürmek için ilaç yaptığı iddiasıyla Babadağ’da eczane açtı. Fakat ilaç alan kadınlarda sakatlıklar baş gösterince, faaliyetleri durduruldu. Şarlatan çareyi kaçmakta buldu.

 

Babadağ Mahalleleri

Ahmed Ağa Mahallesi

Çentli Mahallesi

Çeşme Mahallesi

Eyrek Mahallesi

Hacı Ali Mahallesi

Hacı Hamza Mahallesi

Sofular Mahallesi

Kavak Mahallesi

Medrese Mahallesi

Türbe Mahallesi

Yerkesiği Mahallesi

 

Babadağ’da cami, vakıf ve diğer yerler

Sultan Yıldırım Bayezid Han Cami, İmareti, Medresesi

Sultan II.Bayezid Han Cami, Medresesi Vakfı

Sultan Selim Han Cami, Medresesi Vakfı

Gazi Hacı Ali Paşa Cami (Murad Paşa’nın damadı)

Gazi Ali Paşa Mektebi

Hacı Mustafa Mektebi

Ümmühanî Hatun Mescidi

Tekke

Hacı Hamza Cami

Hasib Cami

Ayşe Sultan Evkafı[1]

Gazi İbrahim Paşa Evkafı

Kara Sekban Ali Bey Vakfı

Hatice Hatun Mescidi (Uzun Uhud Köyünde)[2]

Karaharman İskelesi

Gönek Boğazı

Sünne Boğazı (Her iki boğazda da mirî dalyanlar bulunuyordu. Balık pek boldu.)

Kışlak (Zağarcıbaşı burada kışlardı)[3]

 

Babadağı Yöneticileri

(Kadılar iki seneliğine tayin edilirlerdi. Şerî ve hukukî işlerin yanı sıra bir bakıma belediye işlerinin yönetimine de karışırlardı.  Ayanlar, yerel yöneticilerdi. Seçilirler, valilik makamı tastikler ve İstanbul’a bildirirdi. Seraskerler, orduya başkumandan olarak gelirler, geleneklere göre en yüksek rütbede olduklarından bulundukları bölgenin yönetimini de üstlenirlerdi. Muhafızlar, kale ve çevrede bulunan ordu kumandanlarıydı. Duruma göre, ayni zamanda kalenin ayrı, bölgedeki ordunun ayrı muhafızı olabilirdi. Orduya kumanda eden serasker veya muhafızlar ayni anda bir başka yerin valisi veya muhafızı da olabiliyordu. Yani hem Anadolu veya Rumeli valisi olup, hem muhafız veya ser asker olunabiliyordu. Mesela 1770 kışında Sadrazam Halil Paşa Babadağ’da kışlayınca bütün bölgenin yönetimini ele almıştı. )

 

Kadı Şaban                                          1675

Serasker Mustafa Paşa                          1688

Serasker Vezir Mustafa Paşa                  1693

Kadı İbrahim                                       1694

Kadı Mehmed Salih                               1695

Serasker Yusuf Paşa                             1696

Kadı Ahmed                                        1703

Kadı Mehmed                                      1705

Serasker Vezir Mehmed Paşa                 1735

Serasker Ali Paşa                                 1760 (Karaman Valisi)

Ayan Seyid Hacı Rüştem Ağa                 1763

Serasker Vezir Dağıstanlı Ali Paşa            1170

Serasker Sadrazam İvazzade Halil Paşa     1770

Ayan Seyid Eyüb Ağa                           1771

Serasker Abdi Paşa                               1772 (Rumeli Valisi)

Muhafız Şamlı Hacı Ali Paşa                     1773

Muhafız Çerkez Hasan Paşa                    1774

Muhafız Kalgay Baht Giray Sultan            1774 (ve mahiyetinde Demir Selisan Mirza)

Muhafız Numan Paşa                            1775

Ayan Eyüb Ağa                                   1776

Muhafız Mustafa Paşa                           1786

Muhafız Vezir Mehmed Emin Paşa           1789

Muhafız Vezir Osman Paşa                     1790

Muhafız Vezir Seyid Ahmed Paşa            1791

Muhafız Ebubekir Sıdkı Paşa                   1809 (Anadolu Valisi)

Ayan Osman Ağa                                1814

Muhafız Salih Paşa                               1821 (Varna Muhafızı)

Ayan Eyüb Ağa                                  1822

Muhafız Yusuf Paşa                             1823

Muhafız Mustafa Paşa                          1823

Müdür Reşid Ağa                                1849

Müdür Halil Efendi                               1851

Müdür Musatafa Ziya Bey                     1852

Müdür Hasan Efendi                            1856

Müdür Çora Paşazade Ali Bey                1858

Müdür Mehmed Hasib Efendi                1860

Müdür İslimiyeli Ahmed Bey                  1861

Müdür Mehmed Tevfik Efendi               1862

Müdür Halis Efendi                              1863

Kaymakam Nezih Bey                          1864

 

Babadağ etrafındaki köyler:

Acıgöl, Ağca, Alacamescid, Alibey, Alifakih, Armutlu, Atmaca, Boşköy, Beştepeler, Bülbülî, Cenger, Çerkez, Çırlaka(Çorliko veya Çorlak), Çukurova, Çürülovaka, Dana, Donoç, Esterne, Fermane, Gerincek, Hacılar, Islav, İstel, Kanara, Kanlıbucak, Karaharman, Karaman, Karamurad, Karanasuh, Kargalık, Kasap, Kazak Ağnat, Kazak Potka ve (birkaç köy), Kızılhisar, Kocalık, Kongaz, Paşakışlası, Pelenli, Pelitli, Sarıköy, Sebil, Şahman, Şenköy, Taşağıl, Taşucu, Tatarhan, Tresenlek, Turhanlar, Uzunuhud, Valster, Visterne, Yeniköy

 

SARI SALTIK BABA

Anadolu üzerinden yapılan Haçlı seferlerinin artık sona ermesi üzerine[4] toparlanmaya başlayan Anadolu Selçuklu Devleti, İç-Asya’daki karışıklıklardan ve Moğol baskısından kaçan Oğuz boyları[5] ile, gerek bu oymakların içinde ve bunların başında önderi olarak gerekse bağımsız dini gruplar halinde “İslamı yaymak ve cihat” amacı ile, çeşitli dini görüşlerde derviş ve din önderi de getirdiler.[6]

1237 de Selçuklu Sultanı olan 2. Keyhüsrev daha çocuk yaşta olduğu ve ünlü veziri Saadettin Köpek’in etkisi altında sadık birçok adamını öldürtmüş[7],Moğol önünde kaçıp Anadolu’ya sığınan, hizmetine giren Harzemlileri kendine düşman etmişti.[8]

Harzem askerlerine az zaman sonra Dudıoğlu idaresinde büyük bir Türkmen grubu daha katıldı.[9]

Devlet adamları arasındaki sürtüşmeler, çekişmeler ve entrikalar devlet otoritesinde boşluklar yaratınca ülkede bağımsız dolaşmakta olan Türkmen gruplarında huzursuzluk, geleceklerinde belirsizlik meydana getirdi.[10]

1240 ların başları Anadolu’da sancılı yıllardı. Bir din önderi olarak Türkmenlerin başına geçen Baba İlyas[11]ve Baba İshak[12]büyük bir ayaklanma hazırladılar.

İnanç tabanına dayalı bu büyük Türkmen ayaklanması ve bu ayaklanmanın kanla bastırılması Türk-İslam âleminde yankılar yaptı. Bu ayaklanmanın bastırılmasını izleyen yıllarda sürdürülen takibatlar, ayaklanmaya katılanların yanında diğer Türkmen gruplarının da ezilmesi, katliama varan takibatlar Anadolu’daki Türk varlığını zayıflattı. Bu yıllar zarfında artık Anadolu kapılarına kadar gelen Moğollar karşısında devlet pek bir varlık gösteremedi.[13]Ayaklanmanın bastırılmasını izleyen yıllarda Anadolu’da bulunan ve hâlâ gelmekte olan Türkmen oymakları batıya “Uç”lara doğru gitmeğe, buraları yurt tutup yerleşmeğe başladılar.[14]

Bu yıllarda Anadolu’nun birçok yerlerinde inanç önderlerinin İç- Asya’dan gelirken birlikte getirdikleri öğretilere kendi iç dünyalarından ekledikleriyle etraflarına ışık tuttukları inanç merkezleri oluşmağa başladı. Bu merkezler ve buralarda yanan çerağlar etkileri yüzyıllardı hiç kaybolmadan bugüne kadar geldiler; Hacı Bektaş Veli, Mevlana Celalettin Rumi, Yunus Emre, Ahi Evran, Pir Sultan Abdal, Hamid Aksarayi (Somuncu Baba), Hacı Bayram Veli gibiler ve daha erenler, evliyalar geldi.

Özellikle o yıllarda göçebe olan Türkmen boyları arasında, onları diliyle konuşan, dinlerini anlayabilecekleri şekilde anlatan, basit inançlarıyla bağdaşabilen Hacı Bektaş Veli ve ardılları büyük saygı uyandırıyor, etkiliyordu. Ortaya çıkışı, yaşayışı efsanelerle süslü olan bu büyük veli “Pirî Türkistanî” diye anılan Hoca Ahmet Yesevî nin halifelerinden Lokman Perende’nin öğrencisidir.[15]

Hazret-i Pir; Anadolu’yu Türkleştiren, İslamlaştıran ”Horasan Erenleri” denilen Alp Erenlerin “Serçeşmesi”dir.[16] Pek çok kaynak Hacı Bektaş Veli’yi Baba İlyas’ın halifesi saymaktadır.[17]

Babailer isyanının bastırılmasından hemen sonra[18] Anadolu’ya giren Moğollar[19]Selçuklu Devleti’nin bütün sosyal yapısını alt üst ettiler. Katliamlar, insan kırımları olağanlaşmıştı. Bu karışıklıklar arasında bazı din merkezleri kişiler arasında ve onların ruh dünyalarına bağlı günlük yaşayışlarında bir düzen kurmağa çalıştı. Bu merkezler gerek kaprisli devlet adamları ve gerekse bütün gücü ellerinde tutan Moğol kumandanlarca hoş tutuldular. Hatta desteklendiler.[20]

Anadolu’daki bu olaylar İç-Asya bozkırlarında duyulunca “dar-ü Cihat” arayan ve inançları gereği zor durumda olan,”dar”da olan kardeşlere yardım için Yesevi Dervişlerinden Horasan Erenlerinden “Sarı Saltık Muhammed Buharî” yani Sarı Saltık Baba[21] “İmdada” diye 12000 hane halkı Türkmen müridi ile 1263 yılında Anadolu’ya girdi.[22] ( Ebul Hayr Rumi-Saltukname C:1 (Saltukname’ye göre Sarı Saltık’un asıl ismi Şerif Hızır’dır. Seyyid Hasan bin Hüseyin bin Muhammed bin Ali’nin oğludur.(s:1), Seyyit Gazi neslinden Ali oğulları aslındandır. Annesini adı Rabia dır.Seyyid Şerifin ilk öğretmeni Abdülaziz dir.Lalâsı Serâvil dir.(s:3) Atadan Hz.Hüseyin’e anadan Hz.Hasan’a dayanır.(s:10) Önceden düşmanı olan Alyon-ı Rumi bir rüya görür. Şerifin tabir etmesi ile Müslüman olur. Şerifin adını “Saltık”koyar. Sarışın olduğu için “Sarı Saltık” denir.(s:19)

Gene bu yüzyıllarda Anadolu’da farklı inanç biçimlerinde yaşayan ve gruplar halinde dolaşan, dilenerek yaşayan Kalenderiler, Haydariler gibi davranışları ve giyimleriyle halk ve devlet tarafından pek hoş karşılanmayan farklı derviş grupları da vardı.[23]

Hacı Bektaş Veli’nin Horasan Erenleri arasında en etkilisi, en tanınmışı olması onun öğretisinin sosyal düzen ve genel ahlak açısından çok üstün vasıflarda olması halk ve devlet nezdinde büyük saygı ile karşılanmış ve tarikat merkezi olarak Suluca Karahöyük’te[24] (Bugün Hacıbektaş Kasabası) meydan açmasına, oturmasına izin verildi.

Hacı Bektaş Veli’nin Selçuklu Devlet düzeni ile “Babailer ayaklanması” yüzünden sürtüşmeğe girdiğini sanmak mümkün değildir. Babailer ayaklanmasına karışmamış,belkide tarafsız kalmıştır.Orijinal tarihlerde bu ayaklanma hareketinin sloganı olan “Baba Resulallah..!”diye bağırıldığı yazılıdır.[25] Hacı Bektaş Veli’nin öğretisinde, Vilayetnameler ve Makalat gibi orijinal eserlerden anladığımız kadarıyla Hacı Bektaş Veli’nin asla böyle bir şeyi kesinlikle kabul edemez. Ama “Baba Resulallah !”diye bağırıldığı da, her ne kadar orijinal tarihlerde yazıyorsa da bu söylentinin ayaklanmaya karşı yapılanları meşrulaştırmak ve halk gözünde bu hareketi aşağılamak için çıkarıldığı da düşünülebilir. Osmanlı Devletinin ilk tarihlerinden sayılan “Aşıkpaşaoğlu Tarihi”nin yazarı olan Derviş Ahmet Aşiki eserinde Baba İlyas ahvadından olduğunu,”zamanın kutbu” olduğunu bildirmesi de dikkate alınmalıdır.[26]

Selçuklu sultanlarının Hacı Bektaş Veli’yi faaliyetlerinde serbest bırakması belkide Hacı Bektaş Veli’nin Moğollarla olan iyi ilişkilerine de yorabiliriz.1261 de Anadolu’ya giren Moğol Kumandan Alıncak Noyan’ın o yıl Suluca Karahöyük’te kışlamış olması aralarında saygıya dayalı bir ilişkinin kurulmuş olmasını da düşündürmektedir.[27]

Her ne kadar Bektaşi menakıpnamelerinde, Alevi öğretisinde İslam öncesi dinlerden alınmış bazı kalıntılar varsa da Babailerde bahsedilen inanç karmaşası görülmez. Ancak Babailerin  “takibat” yıllarında kendilerini Hacı Bektaş müridi gibi gösterip kurtulmağa çalışmaları kabul edilebilir.

Mevlevi kaynağı olan Menakib-i Arifin‘de gösterilen Hacı Bektaş Veli’nin Baba İlyas’ın halifesi olduğuna dair bilgi belki de önemli bir kaynaktır.[28]

Sarı Saltık Baba’nın yandaşlarıyla beraber 1261(belki de 1262)[29] Anadolu’ya girmesi herhalde Selçuklu devlet adamlarını tedirgin etti. Çok kısa süre önce Türkmenlerin çıkardığı karışıklıklar henüz daha unutulmamıştı. O sırada Selçuklu tahtına pek karışık bir şekilde 4.Kılıçaslan geçmiş, kardeş İzzettin Bizans’a sığınmıştı. Türkmenler arasında da Moğollara karşı huzursuzluk büyümeğe başlamıştı.[30]

Sarı Saltık’ın silahlı Türkmen dervişlerle çıkagelmesi belki Selçuklu yetkililerini yeni bir ayaklanma endişesine düşürdü. Bunları bir an evvel Anadolu’dan çıkarmanın yollarını aramağa başladılar. Ayni zamanda Bizans devletinin doğu sınırında da Türkmenler koloni şeklindeki “Uç”lar kurmuşlardı. Ama  şekilde Bizans’ın Batı-Kuzeybatı sınırı da uzun süredir henüz İslam dinine girmemiş başka Türk boylarının baskısı altındaydı. Alan[31], Kuman[32], Peçenek[33] gibi Türk boyları Bizans devletini bir çeşit “vergi”ye bağlamışlardı.[34] Bizans, Balkan sınırında konup göçen bu Türkmenleri çoğu kez entrikalarla birbirine düşürmüş, zaman zaman Balkanlar’da veya Anadolu’da gene bu Türk boyları “paralı asker olarak Selçuklulara karşı savaşmışlardı.[35] Bizans Devleti askeri gücünü iyice kaybedince sınır boylarında (Uç'larda) sıkıntı iyice artmıştı. Ayrıca Bizans’ın Avrupa sınırındaki büyük düşmanları Sırplar ve Bulgarlar çok güçlenmişti.[36]

Selçuklu ve Bizans devlet adamları arasında ne gibi bir anlaşma geçti bilemiyoruz. Bilinen gerçek Bizans devletinin Sarı Saltık Baba ve Türkmenlerine Dobruca’da, belki de halen kendi devlet arazisi saydığı yerde yurt vermek istemesidir. Bu, zamanın Bizans İmparatoru 8. Mihail’in (1261-1282)[37] Balkanlar’a devlet düzenini sağlama çabalarından biri sayabileceğimiz bir olaydır.

Bu silahlı ve inanmış savaşçı dervişleri kuzey batı sınırlarında düşmanlarının yoğun faaliyette bulunduğu bölgeye yerleştirerek burada Türkmenlerden bir tampon oluşturarak sınırlarını güvence altına alma fikri İmparator’a çekici gelmiş olmalı.

Sarı Saltık Gazi’nin Anadolu’ya girdiği tarihte Selçuklu sultanlarından İzzettin Keykâvus, kardeşi Kılıçaslan’ın Moğol vali ile anlaşarak birlikte hareket etmesinden korkarak ”anası, karısı, çocukları ve hristiyan dayıları ile”[38] Bizans’a sığınmışlardı. Daha sonraki yıllarda Bizans’taki bu Selçuklu şehzadeleri ile Sarı saltık Baba arasında bir ilişki doğduğuna göre belki de Türkmenlerin Dobruca’ya nakilleri işinde bunların da bir rolü olmuştur.

Sarı Saltık ve Türkmenlerinin Anadolu’ya girişleri efsanevi motiflerle anlatılır. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesinde: “Hacı Bektaş’ın bir pınar yanında bir çoban ve sürüsünü gördüğünü,çobanın ‘Adım Sarı Saltık’tır.’dediğini ve Hünkâr’ın ‘Haydi seni Rûm ülkesine saldık.!’dediği” yazılıdır.[39]

Kalabalık bir Türkmen topluluğuyla Hacı Bektaş’ın yanına Suluca Karahöyük’e gelen, Hoca Ahmet Yesevi’nin selamıyla bağlılığını bildiren Sarı Saltık’ı bu kadar silahlıyla yanında tutması siyasi açıdan sakıncalı olabilirdi. Diğer Türkmen gruplarında olduğu gibi “Uç”larda yer gösterilmesi yerine “Dobruca”ya gönderilme olayında biraz Selçuklu yetkililerin Hacı Bektaş’a tavsiye veya tembihi, biraz da artık paralı asker kullanmayı adet haline getirmiş Bizans’ın hiç para ödemeyeceği bu cenkçi dervişleri istemiş olması gerekir.[40]

Vilayetname’de yazıldığına göre; Sarı Saltık’ın önce Hacı Bektaş’ın yanına kılavuz olarak kattığı Ulu Abdal ve Kici Abdal[41] isimlerinde iki dervişle Sinop’a gelip gemilere binip[42] Gürcistan’a gitmiştir.[43] Sarı Saltık Gazi’nin kılavuz dervişlerle önceleri Gürcistan’da yurt aradığını Vilayetname’ye dayanarak söyleye biliriz.

Gürcistan’a belki de üç gemi ile giden Sarı Saltık Gazi burada deniz kenarına inen Gürcistan kıralı ile görüştü.[44]Onu irşadıyla Müslüman ettikten sonra oradan ayrıldı.[45]Belki de kral bu silahlı dervişlerden korkup onlara uyma zorunda kaldı. Çünkü kral ölünce halk gene eski dinine döndü.[46]

Sarı Saltık Gazi ve Türkmenleri buradan ayrılıp belki gene Sinop üzerinden bugün Romanya’da bulunan Kaligra yakınlarında karaya çıktılar.[47]( Vilayetname-i Otman Baba  s:60 (Ejderhayı öldürme bahsi)  Bektaşi dervişi Bulgaristan (1952)göçmeni  Hakkı Oğuz’un 26.10.1984 de anlattıkları ile örtüşmektedir. Sarı Saltık Baba Kaligra’ya çıktıktan sonra bir köye gelir. Köyde herkesin üzgün ve ağlamakta olduğunu görür. Sebebini sorunca; çocuklarının eşkıyalar tarafından bir kaleye kapatıldığını ve onlardan haraç istendiğini, eğer haraç verilmezse çocuklarının öldürüleceğini öğrenir. Kaleye varır eşkıyaları kaleden kovar, çocukları kurtarır. Eşkıyaların o zamana kadar topladıkları hazinelere el koyar. Çocukları ve hazineyi bir kızağa doldurur, köye gider herkese çocuğunu ve aldığı hazineden bir avuç altın verir. Efsaneye bakılırsa Sarı Saltık Saba Kaligra’ya kışın ayak basmıştır. Buradaki Hıristiyan çocukların kurtarılma olayı ona buradaki Hıristiyanlar arasında da aziz sayılmış ve belli bir mertebe sağlamıştır. Bu da Otman Baba Vilayetname’nin Balkan Bektaşileri arasında yaygın olarak okunduğunu göstermektedir.

Seyit Lokman Oğuznamesi Viyana nüshasında bu geçiş ile ilgili şu kayıt bulunmaktadır:

Sarı Saltık ubûri Rum iline

Altı yüz atmış iki idi heman

Hep Oğuznameyi tetebbû edüb

Yazdı icmal ile Seyyid Lokman

“Ubur” Arapça suyun ötesine geçmek demektir. Hicrî 662 tarihi miladi 1263-1264 yıllarına gelmektedir. Denizde seyahatin yaz aylarında yapılabileceğini düşünerek Seyyid Lokmana göre Sarı Saltık Gazi ve Türkmenlerinin Kaligra’ya çıkış tarihinin 1264 olabileceği sanılabilir.

Sarı Saltık Gazi’nin Rumeli’ne geçtikten sonraki hayatı da efsanelerle süslüdür.

Fatih Sultan Mehmet, devletin doğu sınırının güvenliği için Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan üzerine giderken oğlu Cem Sultan’ı Edirne valisi olarak bırakmıştı. Cem Sultan Rumeli de serhat boylarını gezerken Babadağ’a da gelmiş, burada Sarı Saltık Gazi menkıbelerinden çok etkilenmiş, yanında bulunan Ebü’l Hayr Rumi’yi bu menkıbelerin derlenmesi ile görevlendirmiş, bunun üzerine Anadolu ve Rumeli’nde serhatları gezen Ebü’l Hayr Rumi yedi yılda “Saltuk-name” yi meydana getirmişti.[48]

Sarı Saltık’ın efsane kişiliği Rumeli’de Hıristiyanlarca da kullanılmış, bazı yerlerde bir Hıristiyan azizi olarak kabul edilmiştir.[49]

Sarı Saltık ve beraberindeki Türkmenler Dobruca’ya çıktıkları zaman burada Bizans’ın etkisinden çoktan kopmuş topraklar buldu. Aslında bölge Altınordu devletinin sınırlarında bulunmaktaydı. Belki de bölge tam olarak hükmetmese de şehzade Berke’nin etkisi altındaydı.[50]

Yanında bulunan kendisine aşkla bağlı Türkmen savaşçılarla bölgede tam bir güç oluşturan Sarı Saltık Gazi inancı gereği hemen İslam dinin yayma çalışmalarına başladı. İnançları gereği manevi olarak “Dur !” işareti alınmadıkça “İla’yı Kelimetullah” için sürekli olarak bir geceledikleri yerde ikinci gece kalamadıkları için sürekli “cihat” halinde idiler.

Gerek Saltukname’den gerek bugüne kadar söylene gelenlerden anladığımız kadarıyla Sarı Saltık Gazi önce bölgede düzeni sağladı.[51] Orijinal kaynaklarda da anlatıldığına göre[52] ejderhalarla boğuşma, kalelere tırmanma, susuzluk çekme gibi motiflerle Sarı Saltık Baba’nın buralara yerleşmesi pek kolay olmamıştır. Buraya geldikten sonra gerek Bizans gerek Altınordu devletleri yanında daima hürmet görmüş, ideallerinden hiç taviz vermeden “dine hizmet” amacını uygulamaya çalışmıştır.

Selçuklu Sultanı İzzetin’in Moğollarla birlikte olan kardeşinden kaçıp Bizans’a sığınması İmparator Mihael Paleolugos tarafından çok iyi karşılanmıştı.[53] Bir Hıristiyan anadan doğmuş olan ve Hıristiyanlığı iyi bilen İzzettin belki de politik davranarak her fırsatta kendini Hıristiyanlığa yatkın göstermişti. Hatta kendisi ile görüşen devrinin Bizans yazarlarından Pachmeres onu Hıristiyan sanmıştı.[54]

İzzettin’in Bizans’taki otorite boşluğunun farkına varıp kendini Hıristiyan gibi göstererek Bizans tahtına geçme gibi bir hevesi olduğu da iddia ediliyor.[55] Bu teşebbüsünün dayılarınca ihbar edilmesi üzerine[56] Sultan ve adamları yakalanarak Enez kalesine hapsedildiler.[57] Beraberindeki adamları zorla Hıristiyan mecbur bıraktılar. Olmayanı katlettiler.

Sultan İzzettin Enez kalesinden Sarı Saltık Baba ile haberleşmiş olmalı ki Saltıkname’ye göre Bana birkaç kere Edirne’ye (Endiriye) gelmiş[58] ve daha sonra İzzettin’in ikta’ı (iradı) olan “Kırım şehrini” yurt edinmiştir.[59] İzzettin’i Enez kalesinde Bizanslıların elinden Altınordu hükümdarı Berke Han kurtarttı.[60] Berke İzzettin’in halası olan karısının etkisiyle Bizans topraklarına 20 000 kişilik[61] bir ordu yolladı.

Kutluk kumandasındaki bu ordu[62] Enez kalesini kuşattı, bir yandan da kendisine tabi olan Bulgarları sefere memur ederek Balkanlar’daki Bizans şehirlerini yakıp yıktırdı.[63]

1264 de Berke’nin ordusu İzzettin’i alıp dönerken Sarı Saltık Baba’nın yanına da geldiler.[64] Berke Han ve Şehzade Nogay’ın yeni Müslümanlığı kabul etmeleri, Altın Ordu devletinin Hülagü orduları karşısında üst üste kazandığı zaferlerin İslamiyet'in zaferi gibi telakki edilmesi[65] Sarı Saltık Baba ve dervişlerinin çevrede önemleri artmış, belki de İslamiyetin yeni yayılmağa başladığı altın Ordu devleti içinde İslamı öğretsin diye Saru Saltık Baba ve dervişleri Kırım’a geçmişler ve Nogay Han’ın hükmettiği topraklara yerleşmişlerdi.[66] Daha sonra Nogay’ın izni ile 1281(?) tekrar Dobruca'ya dönen Sarı Saltık Baba ve Türkmenleri burada “gazalar”la meşgul oldular.[67]( Evliya Çelebi Seyahatnamesi c:1   s:450 (Seyehatname’de efsaneye göre  Sarı Saltık’ın tabutlarının Moskof, Leh, Çek, İsveç, Edirne, Bogdan, Dobruca  krallarınca gelip alınıp kendi ülkelerine götürüldüğünü yazmıştır.Buraları belki de Sarı Saltık’ın dolaştığı yerlerdir. Saltukname’ye göre Baba Azerbeycan, Derbend yoluyla Batu’nun Orda’sına ve daha pek çok yere gitti)

Bazı kaynaklar Baba’nın daha Hacı Bektaş sağ iken bir kere daha Anadolu’ya geçip onunla görüştüğü de kaydedilmektedir.

Bütün ömrü “gaza”larla geçen Sarı Saltık Baba Edirne’yi Kırım’da Kefe’yi ve Sultan İzzettin’in yerleştiği Sulhat’ı zaman zaman kendine yurt edinmiş[68] buralarda uzun zaman kalamayarak “gaza”ya devam etmiştir.

Sarı Saltık Baba uzun süren meşakkatli savaş yılları ve göçleri sırasında oldukça yaşlanmış ve nihayet “emir vaki olup” Isakça’da 1297 de “Hakk’a yürümüş”tü.[69] Efsaneye göre: “cesedi yedi ayrı tabuda kondu, yedi kıral geldi yedi ayrı yere götürülüp gömüldü.”[70]

Türkmenler candan bağlı oldukları Sarı Saltık Baba’nın ölümü üzerine büyük bir şaşkınlığa düştüler. Birleştirici,   bağlayıcı bir başka liderin olmaması dağılmalarına yol açtı.

Bu sırada Tuna ve Dobruca Tatarlarının lideri Nogay Han, Samanlıkta kalan Toytagu Han tarafından mağlup edilerek öldürüldü.[71] Dobruca’ya Toytagu’nun gayrimüslim oğlu hâkim kılındı. Olaylar sırasındaki baskılar Türkmenleri bezdirince, ”küffar galebe çalınca” Sarı Saltıklıların bir kısmı “Baba”nın mezarı başında kaldı. Bir kısmı “Tatar içine gitti”,bir kısmı Bizans arazisine girdi. Bizans arazisine girenler 1306(?) da Ece Halil önderliğinde Çanakkale Boğazı’nı aşıp Lapseki’ye çıktılar.[72] Belki de Baba’nın öğütleri ile Anadolu’ya geçip hâlâ Bizans arazisi olduğunu sandıkları topraklar üzerinden Hacı Bektaş Veli’ye ulaşmak istiyorlardı. Fakat Anadolu’nun bu yakasının Türkmenlerin elinde olduğunu, buralarda Karasi Bey’in hüküm sürdüğünü öğrenince yanına gelip durumlarını anlattılar. Ama o yıllarda Moğol zulmü Anadolu’yu kasıp kavuruyordu. Yollar Moğolları denetimindeydi ve onlar çok güçlü ve zalimdiler. Üstelik Türkmenleri de  hiç sevmiyorlardı.

Karasi Bey, Sarı Saltık Türkmenlerini yeni feth ettiği, Türkmenlere açık bir toprağa, Kaz Dağları’na yerleştirdi. İşte o tarihten sonra onlara Kazdağı Türkmenleri denilmeğe başlandı.

Kaz Dağları’nda ilk çağda havarilerden Aziz Paulos  (Ayvacık yakınlarında) iki kere vaaz vermiş[73], bunun için buraları Hıristiyanlar tarafından kutsal bir haç yeri olarak kabul edilmişti. Dağlardaki kuytu manastırlarda ve mağaralarda dünyayı terk etmiş pek çok Hıristiyan keşiş yaşamaktaydı. Karasi Bey’in “Bu kesişlerle ancak bu silahlı dervişler başa çıkabilir!” diye düşünüp gelen Türkmenlere burada yurt vermesi çok akla yakın geliyor. Türkmenler dağlara yerleşti ve çevrede geçimlerini sağlayabilecekleri tek iş olarak orman işçiliğiyle uğraşmağa başladılar.

Balıkesir ve Bergama’nın Osmanlı Beyliği topraklarına katılmasından sonra Karasi Beyliğinin bir süre daha bu bölgede devam ettiği biliniyor.[74] Balıkesir ve Bergama bölgesinin Orhan Bey tarafından 1334(35?) de Osmanlı topraklarına katılmasına rağmen Kaz dağları ve Çanakkale bölgesi Sultan Murad Hüdavendigâr’ın hükümdarlığının ilk yıllarında 1363 de Osmanlı Topraklarına katılmıştı.[75]

Sarı Saltıklı Türkmenlerin buraya yerleşmesiyle çevrede ki Türk nüfus arttı.[76]

Sarı Saltık Baba’nın ölümünden sonra onunla ilgili ilk haberleri İbn Batuta’dan alıyoruz. 1332-33lerde Dobruca’ya gelen ve burada Türkmenlere rastlayan İbn Batuta “Setahatname”sinde: Nihayet Baba Saltuk adıyla tanınan ve Türklerin yaşadıkları toprakların sonu olan yere geldik.”Baba” bütün barbarlarda olduğu gibi ayni kavramı ifade etmektedir. Yalnız bunlar “Ba” yı kalın söylemekte idiler. Kendi inançlarına göre Baba Saltuk insanüstü bir takım güçlere sahip imiş, ancak anlatılanların dinimizin kaideleri ve umdeleri ile bağdaşmasına imkân yoktur.” demektedir.[77] Sarı Saltık Baba’nın Barak Baba[78] adındaki bir müridinin İlhanlı Sarayında Gazan ve Olcayto Hanlar zamanında büyük hürmet gördüğü bilinmektedir.

 

Türkmenlerin Anadolu’yu Türkleştirmeğe başladıkları ilk dönemlerde Hoca Ahmet Yesevî ekolündeki bütün dervişlerin hep ayni “serçeşme”den nasiplendiklerini görüyoruz. Sarı Saltık, Taptuk Emre, Yunus Emre hep Hacı Bektaş Veli’nin bağlılarıdırlar.

Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli’ye bağlılığını pek çok şiirinde ifade ettiği gibi tarikat silsilesini de şöyle belirtmektedir:

 

Yunus’a Tabdug-u Saltug-u Barak’dandur nasip

Çün gönülden cuş kıldı ben nice pinhan alam[79]

 

Yunus’un bu beyitte adı geçen “Horasan Erenleri”yle bağı olduğunu ve hepsinin de Hacı Bektaş Veli’ye bağlı olduğunu görüyoruz.

Rumeli’nin Türkler tarafından fethinden sonra Kazdağı Türkmenlerinin bir kısmının Yakup Ece önderliğinde yeniden Rumeli’ne geçerek pirlerinin başlatmış olduğu mukaddes vazifeyi sürdürmek için serhat boylarına dağılıp belki de daha sonra “akıncı gaziler” teşkilatlarının çekirdeğini teşkil ettiler.[80]

Tarih içinde gerek Rumeli’nde gerekse Anadolu’da Alevi inançlı bazı gruplara “Işıkçılar Cemaati” dendiği kaydedilmektedir. “Işıkçı” diye anılan gruplar arasında Sarı Saltık Baba’ya bağlıların da olduğu, ya da o devirlerde “Rafizi”, “Kızılbaş” veya “Alevi” olarak adlandırılan bütün gruplara Rumeli ve Anadolu’da “Işıkçılar” deniliyordu.[81] bazı Osmanlı kaynaklarında “ışıklık” Bektaşî-Alevî toplumu içinde bir tarikat mertebesi olarak da kabul edilmekteydi.[82]

“Işıklar”ın “Devlet-i Alîye’nin birçok yerinde tekkeler, dergâhlar açtıkları,[83] sık sık Sünni inançlı devlet yönetimi ve halkla inanç, adet, ibadet şekilleri bakımından ters düştükleri, şikâyet edildikleri, tekke ve dergâhlarının devamlı teftiş edilip cezalandırıldıklarını, bayramlarda, belkide nevrûz ve kandillerde de kös, küdüm, dümbelek, nekkâre ve saz çalarak dolaştıklarını ve bunların bu davranışlarının[84] ve hattâ kurdukları vakıflarının bile engellendiğini görüyoruz.[85]

“Işık” kelimesi anlam olarak 13.asır Türkçesi ile “ışk” o zamandan kalan bütün metinlerde aşk anlamındadır.[86] (Bu konuda rahmetli Bedri Noyan Dedebaba ile aramızda aramızda bir fikir ayrılığı oluşmuştu. Bedri Noyan Dedebaba, akşam olunca bütün Bektaşi dergâhlarında “çerağ uyandırılır” Bunun için bunlara “Işıkçılar” denilmiştir, diyordu. Oysa akşamları, bütün dergâhlarda, hankâhlarda, zaviyelerde, tekkelerde, türbelerde ışık uyandırılır. Sultan Bayezid buraları feth ederken, geçtiği her yer Hıristiyan diyarı idi. Ama bence “Işkçı” tabiri, Sultan buraya gelince, kendileri gibi Türkçe konuşan dervişlere rastlamış, onlara kim olduklarını sorduğunda: “Biz ışk ehliyiz, Sultanım.” Diye cevap vermelerinden kaynaklanmaktadır.

“Saru Saltuk Baba” Balkan Türkleri ve Müslümanlığı arasında bu güne kadar yaşayagelmiştir. Sarıu Saltuk Baba’nın Hakk’a yürümesinden en az iki yüz elli sene sonra kaleme alınan “Otman Baba Velâyetnamesi’nde bile Sarı Saltuk Baba’nın kendisinde “hulûl” ettiği iddiasındadır.[87]

“Işıklar” aleyhine verilmiş 1558 ve daha sonraki yıllarda birçok hüküm varsa da gerek Kaligra’daki Sarı Saltık Dede ve gerekse Varna’daki Akyazılı Baba tekkelerinin bütün suçlamalara rağmen kapatılmasına dair bir teşebbüs yoktur.[88]

Verilen emir ve hükümler buralarda şarap yapan, tekkelerde saz çalan, namaz ve Sünni inancı ile alay eden kişilerin cezalandırılmaları, men edilmeleri yönündedir.

Rumeli’nde Dobruca ve Deliormanlar bölgesinde bugün bile Alevî inançlı Işıklara, Abdallara ve Sofulara ait köyler bulunmaktadır.[89]

1643 de buralara gelen Evliya Çelebi[90] oralarda anlatılan efsaneyi, “Kelegra Sultan Tekkesi ve kalesi” başlığıyla Sarı Saltık Tekkesini uzun uzun anlatmıştır.[91] Tekkeyi ziyaret eden Evliya Çelebi burada şeyhin; ağaç kılıcı, sapanı, def ve kudümü, sancağı ve bayraklarının hala durduğunu, dervişlerinin Ehlisünnet akidesine bağlı ilim ve fazilet ehli olduğunu kaydetmektedir.

Bölge Osmanlılar tarafından ilk defa Yıldırım Bayazid Han tarafından feth edilmiştir. Daha sonra buradaki kale, belki de “Fetret Devri”nde elden çıkmış, 2. Bayazid devrinde yeniden Türklerin eline geçmiştir.[92] Zamanla kale harap olmuş, sık sık Kazaklar tarafından baskına uğradığından 4. Murad Han’ın emriyle Özi Muhafızı Koca Kenan Paşa tarafından yeniden güçlü bir şekilde inşa ettirilmiştir.

1967 ve 1971’de buraları gezen Michael Kiel, buradaki eserlerin “93 harbi”nde harap edildiği ve şimdi çok kötü durumda olduğunu yazmaktadır.

Sarı Saltık Gazi, çevredeki Hıristiyanlardan da çok hürmet görmüş ve benimsenmiştir. Özellikle Ortadoks Bulgar halk tarafından bir aziz gibi; Sveti Nikola (Aziz Nikola), Aziz Spyridon, Aziz Naum diye kabul görmüştür.[93] Hatta Aziz Georgios, Aziz Elias, daha sonraları Aziz Simeon ve Kara Koncolos yerine de konulmuştur.[94]

Sarı Saltık Baba (Dede, Gazi) Türk-İslam âleminde derin izler bırakmış, özellikle Rumeli’ndeki Müslümanlar üzerinde ve Alevi-Bektaşi inancı çevresinde hürmet gösterilen, saygı ile anılan bir yol önderi olmuştur. Baba’nın manevi şahsiyeti o kadar derindir ki sıkıntılı zamanlarda imdada çağrılanlardan olmuştur. Bu inanç çerçevesinde Rumeli’ni İslamlaştıran, her zaman menkıbelerde anılan bir “Alperen”dir.

 

Genç Abdal’la Hacı Bektaş geldiler

Sar Saltığı Rumeli’ne saldılar

Şükrolsun dertlere derman oldular

Tavafın kabuldür abdal dediler.[95]

Yönümü döndürdüm Sarı Sultan’a

Ali muratları vere sabahtan

Yüzümü süreyim Seyit Battal’a

Mahlûkun Zülfikâr yolu sabahtan.[96]

 

Evliya Çelebi’nin tesbit ettiği bir pehlivan “gülbangı”nda Rumeli’ndeki pehlivanların yatağı olan Deliorman’larda Sarı Saltık’ın ne kadar saygı gördüğünü kanıtlamaktadır.[97]

 Allah,Allah..! Hace-i alem, Seyyid-i kâinat, mucize-i mevcudat, pür kemal ve cemal Muhammed Mustafa’ya salavat. Engürü’de er yatır. Rum’da Mehemmed-i Buhari Sarı Saltuk ton giyer, tuman çeker.Pirîmiz Hazret-i Mahmud-ı pirî yarî veli aşkına, dest ber dest-i kafa, sine ber sine-i muhabbet-i Ali aşkına Allah  onara..!”[98]

Sarı Saltık Baba, Anadolu’nun pek çok yerinde yaşayan Türkmenler arasında ve Alevî inancına bağlı olanlarca menkıbeleriyle yatır-makamlarıyla canlı tutulmaktadır.[99]

Kazdağı Türkmenleri arasında  “Sarı Sultan” diye anılan, buradaki Türkmenlerin dağda yaptıkları “ayin-i cem”lerde ve törenlerin kökünde bazen “Sarı Sultan” bazen de “Baba Sultan” Sarı Saltık Baba bulunmaktadır.

Kaz Dağları’nın Türkmenlerce bu kadar kutlu olmasının, adeta bir “haç” yeri gibi kabul edilmesinin sebebi de buralarda Sarı Saltık Dede’nin bir makamının bulunmasıdır.

Kazdağı Türkmenlerini tarih içinde bazı olaylarda görmekteyiz. Edremit Körfezi çevreye hâkim bulunan Kaz Dağları’ndaki zengin ormanlardan dolayı önce Karasi Beyliği’nin, sonra da Osmanlı Devleti’nin donanmalarının yapıldığı tersanelerinin bulunduğu yerdi.

Adaların Fethi için[100] burada gemiler yaptırmak isteyen Fatih Sultan Mehmet orman işçisi ve marangoz oldukları için devleti hudutları içinde konup göçmekte olan Türkmenleri de buraya göçürmüştü. Adaların fethi üzerine bu Türkmenlerin bir kısmı devlete yeni katılan bu adaları Türkleştirmek için adalara göçürüldüler.

 

Bugün Kaz dağları bölgesinde yaşamakta olan Türkmenlerin bulundukları yerler[101]

Çamcı

Hacı Hasanlar

Mehmetalanı

Yassıca Mahalle (Güre)

Tahtakuşlar

Kavlaklar

Arıtaşı

Poyralı Mahallesi (Avcılar)

Doyran

 

Kazdağı Türkmenleri farklı giyim ve adetleriyle belki de bin yıl önce Orta Asya’dan geldikleri gibi yaşayan ve inanan hiç bozulmamış, hiç karışmamış Türk oymaklarındandır.

Kazdağı Türkmenlerinin her yönleriyle incelenmesi ve tanıtımı için Doç Dr. Atilla Erden’in sosyal antropolojik çalışmalarının yanı sıra; kendileri de Kazdağı Türkmenlerinden olan Alibey Kudar’ın ve Sinan Kahyaoğlu’nun da çok önemli çalışmaları bulunmaktadır.

Özellikle Alibey Kudar’ın sadece kendi gayretiyle oluşturduğu Tahtakuşlar köyündeki Etnografya Müzesi dünya çapında ün salmış ve pek çok ödül almıştır.

Anadolu ve Rumeli’nde Türklerin yaşadığı coğrafyada birçok yerde “Sarı Saltuk” mezarları bulunmaktadır. Bu makam mezarların çokluğu “Sarı Saltuk” kültürünün etki sınırlarını ve yaygınlığını göstermektedir. Burada tam bir liste verebilmemiz pek mümkün olamadı. Ummadığımız yerlerde “Sarı Saltık” mezarlarıyla karşılaştık. Belki ileride ulaşamadığımız bir yerde bir başka Sarı Saltuk mezarı ile daha karşılaşabiliriz.

 

Sarı Saltuk Baba (Dede) mezarı olarak geçen yerlerden tespit edebildiklerimiz

Babadağ-Romanya

Blagay - Bosna Hersek[102]

Kruja - Arnavutluk[103] (Eski adı Akçahisar)

Paştrik dağı - Arnavutluk

Danzig - Polonya[104]

Pezznijah - Bohemya[105]

Moskovi - Kırım

Bivanjah - İsveç

Kaligra - Dobruca[106]

Sarı Saltuk köyü - Hozat[107]

Diyarbakır - Urfakapı[108]

Rumelifeneri - İstanbul

Bor  -  Niğde

İznik - Lefke Kapısı dışında

Babaeski - (Saltukname’ye göre gizli bir yerde)

Djakovica - Yogoslavya

Metochia - Pec-Kosova[109]

Prilep köyü - Pec

Ohri - Sveti Naum Manastırı

Korfu Adası  - Yunanistan[110]

Gerek Anadolu’da gerek Rumeli’de pek çok yerde “Sarı Saltık” ismi bir çok yerde görülmektedir. Rumeli Türkleri arasında halâ yaşamakta olan “Sarı Saltık” sevgisine bir örnek olarak Haziran 2001 de Kosova’da yalnız Türklerin oturduğu Pupulanek köyünde yeni açılan bir camiye “Sarı Saltık Gazi” adının verilmiş olmasını gösterebiliriz.

Sarı Saltık Türbesi’nin bulunduğu Romanya Babadağ’da sadece az sayıda Müslüman Arnavut ve Tatar bulunmaktadır. Çevrede Sarı Saltık Baba’ya bağlı müritler artık kalmamıştır. Türbenin içine Sarı Saltık Baba’nın mezarının yanında 1.Dünya Savaşı sırasında Romanya cephesinde şehit olan bir subayı da gömülmüştür. Türbenin etrafında bulunan geniş sahada yüzyıllardır gömülü olan bağlılarının, belki de inançları gereği, mezar taşları yoktur.

 

S  A  R  I    S  A  L T  U  K

Günün battığı yerde senin makamlarını gösteren mühür;

çıkıp kendi kalıp ve sûretinden,  et ve kemiklerinden

su ve ateş kılığında dalıyorsun bir kökler ormanına

sen bir zamanlar yalnız bozkırlarda dolaşan derviş

yalnızca yaban balı ve çekirge ile beslenmiş

sen kumarbaz fatihin bir yenine gizlediği kupa beyi

sen yetimin kan yerlerinde edeceği dönülmez yemin

sen ömrünü seher yellerine yüklemiş abdal gezgin

“Seni Rum’a saldım. Var git, post ve asa ile,

nam ve şan sahibi ol yedi krallık yerde !”

Seni duyacak halkın ağzından Edirne’den bir şehzade.

ve diyecek: “ Bu kentte otururum padişah olursam !”

Gecenin boş sayfaları senin gecende değil artık .

aynı düşleri görürken o kuş dillerinde konuşanlar.

Bir tabut hazırlanacak öldüğün zamanlar, eğer ölürsen,

Bir tabut verilecek seni dileyen o yedi kral

Özdemir İnce[111]

(Özdemir İnce-1936 Mersin –Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölm. Öğretmenlik, çevirmenlik, yayın danışmanlığı yaptı - Bazı eserleri : Kargı, Tutanaklar, Kiraz Zamanı, Rüzgâra Yazılıdır, Elmanın Tarihi, Kentler...)

 


[1] BOA.AE.SMST.II.dosya:30 gömlek:2975 – 29 Zilkade 1108

[2] BOA.AE.SMST.II.dosya:149 gömlek:15515 – 29 Zilhicce 1106

[3] BOA.MAD..d. gömlek:2221

[4] İlk “Haçlı Seferi (1096-1099) ,2.sefer(1147-1149),3.sefer(1189-1192) Anadolu üzerinden yapılmıştır.

[5] Prof.Dr.O.Turan-Selçuklular Tarihi-  s:303-305,

Prof.Dr.Z.V.Togan- Umumi Türk Tarihine Giriş –191 ve diğer sayfalar

[6] Ahmet bin Mahmut-Selçukname-  c:2   s:153,Prof.Dr.O Turan-Türk Cihan Hakimiyeti Tarihi  c:  s:167,Prof.Dr.Fuat Köprülü-İlk Mutasavvıflar s:99,176

Ahmet Yaşar Ocak – Babaîler İsyanı     s:35 ve takip eden sayfalar

[7] Prof.Dr.O.Turan-Selçuklular Zamanında Türkiye   s:409-411

[8] Prof.Dr.O.Turan-a.g.e.   s:407-408

[9] Prof.Dr.O.Turan-Selcuklular Zamanında Türkiye   s:408

[10] Prof.Dr.O.Turan-Selçuklular Tarihi  -  s:303

Ahmet Yaşar Ocak- Babaîler İsyanı   s:75-77

[11] A.Y.Ocak- a.g.e.  s:90-91,95

[12] A.Y.Ocak – a.g.e.  s:120-122 ,Prof.Dr.O Turan- Selçuklular zamanında Türkiye  s:420-422, Ahmet bi Mahmud-Selçukname  c:2  s:153 , Prof.Dr.O Turan- Selçuklular Tarihi  s:302 ,Prof Dr.O Turan – Selçuklular ve İslamiyet  s:103 ,Prof.Dr.Z.V.Togan-Umumi Türk Tarihine Giriş  s:205  ve Prof. Fuat Köprülü –İlk Mutasavvıflar  s:177

[13] Bar Hebraeus-Abu’l Ferec Tarihi  s:539-540(konu ile ilgili bölüm yazının sonuna eklenmiştir.)

[14] Prof.Dr.O.Turan-Selçuklular Tarihi   s:304

[15] Prof.Dr.F.Köprülü a.g.e.  s:43-44,93 ve eki Yeseviye Silsilesi

[16] Abdülbaki Gölpınarlı-Vilayetname   s:5,6,7 ve diğer sayfalar

[17] A.Yaşar Ocak-Babailer İsyanı – 166-167,Prof.Dr.F.Köprülü a.g.e. S:40

Prof Dr.O Turan-Selçuklular Zamanında Türkiye s:425

[18] Abul Fereç Tarihi  s:539-540, A.Yaşar Ocak-a.g.e.  s:129-132

[19] Ahmet bin Mahmut-Selçukname-c:2  s:153-154, Bertold Spuler- İran Moğolları-s:53, Prof.Dr.O.Turan-Selçuklular Tarihi, Prof.Dr.Z.Velidi Togan- a.g.e.  S:234,235

[20] A.Y.Ocak-a.g.e.  S:168(Her ne kadar Hacı Bektaş Veli’nin isyan sırasında izini kaybettirdiği yazılıyorsa da müritleriyle birlikte  isyana hiç karışmadığı, ama bir din önderi olarak devletin çekindiği, belkide devletle aralarında bir anlaşmanın olduğu,bu nedenle isyandan sonraki durumdan ocağının be bağlılarının etkilenmediği,hattâ cezalandırılmadan  kurtulmak isteyen bazı Babailerin kendisini Hacı Bektaş Veli’ye mensup gösterdiği söylenebilir.)

[21] Evliya Çelebi Seyahatnamesi  s:971

[22] Prof.Dr.z.V.Togan-a.g.e.  s:268 , Prof.Dr.F.Köprülü-a.ge.  s:45,216 ,

A.Gölpınarlı-Vilayetname  s:45 , İ.Hakkı Uzuncarşılı- Karasi Vilayeti Tarihçesi-s:74 (700 silahlı yoldaşı ile geldi.), Prof.Fuat Köprülü- Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu S:78(10000 hane halkı ile geldi.), Evliya Çelebi Seyahatnamesi- s:448(370 kişi) Ebul Hayr Rumi-Saltukname C:1 (Saltukname’ye göre Sarı Saltık’un asıl ismi Şerif Hızır’dır.Seyyid Hasan bin Hüseyin bin Muhammed bin Ali’nin oğludur.(s:1),Seyyit Gazi neslinden Ali oğulları aslındandır.Annesini adı Rabia dır.Seyyid Şerifin ilk öğretmeni Abdülaziz dir.Lalâsı Serâvil dir.(s:3)Atadan Hz.Hüseyin’e anadan Hz.Hasan’a dayanır.(s:10)Önceden düşmanı olan Alyon-ı Rumi bir rüya görür.Şerifin tabir etmesi ile Müslüman olur.Şerifin adını “Saltık”koyar. Sarışın olduğu için “Sarı Saltık” denir.(s:19)

[23] A.Yaşar Ocak-Kalenderîler  S:59-62

[24] A.Gölpınarlı-a.g.e. s:19 ve bir çok yerde,A.Y.Ocak-Bektaşi Menakıpnamelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri  S:7,9,71,81..

[25] Abul Ferec Tarihi    s:539-540

[26] Aşıkpaşaoğlu Tarihi -  s:3

[27] Prof.Dr.O.Turan-Selçuklular Zamanında Türkiye  s:495

[28] Eflakî Dede-Ariflerin Menkıbeleri-s:425

[29] Kaynaklar kesin bir tarih verememektedir. Yalnız birleşilen nokta 1263 de Dobruca’ya çıktıklarıdır.anadolu2ya gelişler bir veya iki sene önce olmalı.

[30] Selçukname  s:154-155   ,  Kerimüddin Aksarayî- Selçuki Devletleri Tarihi s:162,163,Prof.Dr.O.Turan-Selçuklular Zamanında Türkiye  s:496,678

[31] Prof.Dr.Laszlo Rasonny-Tarihte Türklük  s:86,91,92

[32] Prof.Dr.L.Rasonny- a.g.e.   s:136,137

[33] Prof.Dr.L.Rasonny- a.g.e.   s:130,131

[34] P.Wittek-Menteşe Beyliği   s:13,Prof.Dr.Turan,Selçuklular Zamanında Türkiye   s:40,41

[35] Prof.Dr.O.Turan- Selçuklular Zamanında Türkiye  s:23,29

[36] Auguste Bailly- Bizans Tarihi – s:392

[37] Auguste Bailly-a.g.e.  s:391

[38] P.Wittek-Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu   s:36, Aksarayî-Selçuklu Devletleri Tarihi   s:163 , Prof.Dr.O.Turan-Selçuklular Zam.Türkiye  s:497 , Ahmed bin Mahmud-a.g.e.  s:156,179

[39] Vilayetname-s:45 ve Prof.Dr.F.Köprülü-İlk Mutasavvıflar  s:45 burada: “Hoca Ahmet Yesevi’nin Sarı Saltık Baba’yı Hacı Bektaş Veli’ye yollarken: ‘Bektaşım seni Rum üzerine salsın.!’dediği yazılıdır.

[40] P.Wittek-Osm.İmp.Doğuşu- s:37 “Uçları Türkmen çapulundan korumak için bir Selçuklu-Bizans ittifakının olmuş olması ihtimali de uzak değildir.

[41] Vilayetname   s:45

[42] Vilayetname  s:46 Burada gemi seccade olarak ve bir mucize ile gösterilmiştir.

[43] Vilayetname   s:46

[44] Vilayetname   s:46 “Sağına Ulu Abdal’ı soluna Kici Abdal’ı aldı. Seccadeye: ’Ey Erenler seccadesi yürü. Erenler nereye götürürse o yana doğru git.!’dedi. Seccade doğruca Gürcistan’a yürüdü”

[45] Vilayetname   s:46 “Sarı Saltık bunları imana çağırdı.Müslüman oldular.”

[46] Vilayetname   s:46  “Padişah ölünce oğlu ve kavmi gene eski dinlerine döndüler.”

[47] Vilayetname   s:46 , A.Y.Ocak-Bekt.Menakıp. s:172 , Saltıkname   s:270 , Evliya Çelebi Seyahatnamesi  c:1   s:447-449 , Hammer Tarihi  c:1  s:46 , Prof.Dr.Z.V.Togan.a.g.e.  s:268, Prof.Dr.F.Köprülü-İlk Mutasavvıflar  s:45 , İ.Hakkı Uzunçarşılı-Karasi Vilayeti Tarihçesi s:74-75

[48] Saltuk-name –Kültür ve Turizm Bakanlığı 1987(üç cilt)

[49] Evliya Çelebi Seyahatnamesi C:1   s:450, Turgut Koca (Baba) Noel Baba Değil Sarı Saltık Baba - Ateş Gazetesi (Balıkesir) 1964

[50] Prof.Dr.Z.V.Togan-a.g.e.   s:268

[51] Saltukname-195-196(Cadıların güvercin donunda bir kalede yaşadıkları bahsi.” Ve s:270-271(Ejderle boğuşma bahsi), Prof.Dr.Z.V.Togan-a.g.e. s:268, Evliya Çelebi Seyehatnamesi  c:1  s:448 , Vilayetname-  s:46-47 ,

Vilayetname-i Otman Baba  s:60 (Ejderhayı öldürme bahsi) Bektaşi dervişi Bulgaristan (1952)göçmeni  Hakkı Oğuz’un 26.10.1984 de anlattıkları ile örtüşmektedir.: Sarı Saltık Baba Kaligra’ya çıktıktan sonra bir köye gelir. Köyde herkesin üzgün ve ağlamakta olduğunu görür. Sebebini sorunca; çocuklarının eşkiyalar tarafından bir kaleye kapatıldığını ve onlardan haraç istendiğini, eğer haraç verilmezse çocuklarının öldürüleceğini öğrenir. Kaleye varır eşkiyaları kaleden kovar, çocukları kurtarır. Eşkiyaların o zamana kadar topladıkları hazinelere el koyar. Çocukları ve hazineyi bir kızağa doldurur, köye gider herkese çocuğunu ve aldığı hazineden bir avuç altın verir. Efsaneye bakılırsa Sarı Saltık Saba Kaligra’ya kışın ayak basmıştır. Buradaki Hıristiyan çocukların kurtarılma olayı ona buradaki Hıristiyanlar arasında da aziz sayılmış ve belli bir mertebe sağlamıştır. Bu da Otman Baba Vilayetname’nin Balkan Bektaşileri arasında yaygın olarak okunduğunu göstermektedir.

[52] Vilayetname-   s:47

[53] Prof.Dr.O.Turan-Selç.Zam.Türkiye- s:497

[54] Hammer Tarihi   c:1  s:15

[55] Aksarayî – a.g.e.  s:162, Hammer Tarihi  153 ,Prof.Dr. Osman Turan-Selçuklular Zam.Türkiye   s:499

[56] Aksarayî – a.g.e.  s:163,163,  Hammer Tarihi-(Bir Rum hizmetçinin ihbar ettiği yazılıdır.)

[57] Hammer Tarihi – s:45(Aynoz Kalesi),Aksarayî- e.g.e.  s:163

Prof.Dr. Osman Turan-Selç.Zam.Türkiye  s:499

[58] Saltukname  c:2  s:23,37,100,101, ve diğer pek çok sayfa

[59] Prof.Dr.Z.V.Togsn-a.g.e.  s:269,471

[60] Aksarayî-a.g.e.  s:163,Hammer Tarihi  c:1   s:46

[61] Prof.Dr.O.Turan- Selç.Zam.Türkiye   s:500

[62] Aksarayî-a.g.e.    s:163

[63] Ostrogorsky-Bizans Devleti Tarih-s:406 (Bulgarların Altınordu Devletine tabi olduklarına dair bilgi)

[64] Hammer Tarihi C:1 s:46 ve Prof.Dr. Z.V.Togan –a.g.e.   s:269

[65] Prof.Dr. Z.V.Togan – a.g.e.   s:268

[66] Hammer Tarihi  c:1   s:46

[67] Evliya Çelebi Seyahatnamesi c:1   s:450(Seyehatname’de efsaneye göre  Sarı Saltık’ın tabutlarının Moskof, Leh,Çek,İsveç,Edirne,Bogdan,Dobruca  krallarınca gelip alınıp kendi ülkelerine götürüldüğünü yazmıştır.Buraları belki de Sarı Saltık’ın dolaştığı yerlerdir.Saltukname’ye göre Baba Azerbeycan, Derbend yoluyla Batu’nun Ordasına ve daha pek çok yere gitti.

[68] Prof.Dr.Z.V.Togan-a.g.e.  c:269

[69] Prof.Dr.Z.V.Togan –a.g.e.   s:270(Mecmua-i Tevarih’(Hafız Hüseyin Ayvansarayî  s:320 de 1399 olarak gösterilmiştir.)Camiu Kerâmât il Evliya’da(Yusuf.b.İsmail.b.Nebhânî-Hahire 1394  c:2  s:29-30)Kıpçak’ta Sabiha’denilen yerde Hakk’a yürüdü yazılıdır.

[70] Evliya Çelebi Seyahatnamesi  c:1   s:449 (Yedi rakkamı antik çağdan bu yana pek çok inanışta ve dinde uğurlu bir rakkam olmuştur.)

[71] Prof.Dr.Z.V.Togay-a.g.e.   s:270

[72] İ.H.Uzunçarşılı-a.g.e.   s:74,75, Prof.Dr.Z.V.Togan-a.g.e.  s:270  , Prof.Dr.F.Köprülü-Osm.İmp.Kuruluşu   s:78

[73] Altes Neues Testament  s:973,983

[74] Hammer:   s:164-188(Bizans tarihlerine dayanarak verdiği habere göre  Karesi oğlu Yahşi Bey donanmasıyla1341,1342,1356 da Avrupa’daki Bizans topraklarına akınlar yapmıştır.)

Düsturname-i Enverî’de bulunan şu kayıt Karasi oğlu Süleyman ile Sarıhan oğlu Süleyman Beylerin birlikte Rumeli’ne akına çıktıklarını anlatmaktadır:

“Sarıhan oğlu Süleyman Bey dahi

Bile gider ahiretlik ol ahî

Gemileri çün denize attılar

Karadan beyler atınan gittiler

Sarıhan iline çün Paşa gelür

Sarıhan Bey çok ziyafetler kılur

Karasi oğlu Süleyman Bey dahi

Geldi çün Paşa’ya olaydı ki şahî

Çok ziyafet eyledi Paşa’ya ol

Göçtüler ondan buluar hep tuttu yol

Boğaza varunca yeyüp içtiler

Gemiye binüp öte geçtiler”

[75] İsmail Hami Danişmend-İzahlı Osm.Tarihi Krolonojisi   c:1  s:22

[76] İ.H.Uzunçarşılı-Anadolu Beylikleri   s:97

[77] Ibn Batuta Seyahatnamesi   s:102

[78] “Barak” köpek demektir. Devrinde pek sık rastlanan bu isimi taşıyan birkaç derviş daha bulunmaktadır. Anlatılanlara göre yırtık pırtık giyinip elinde davul ve boynuzlar takarak dolaşıp Türkçe şiirler söyleyen Barak Baba’nın bir Kalenderî dervişi olabileceğini sanıyorum. Olcayto Han’ın elçisi olarak Suriye’de Gilan’da Araplar tarafından öldürülmüş, cesedi daha sonra İran’da Sultaniye’de Moğol hanedanlarına ait mezarlığa gömülmüştür.

[79] Dr.Mustafa Tatçı-Yunus Emre Divanı    s:217

[80] Prof.Dr.Z.V.Togan-a.g.e.    s:270

[81] Ahmet Refik-On altıncı Asırda Rafızîlik ve Bektaşîlik   s:5,12,13...

Prof.Dr.F.Köprülü-a.g.e.   s:95, Aşıkpaşaoğlu Tarihi  s:45

[82] Peçevi Tarihi c:1  s:93, Ahmet Refik-a.g.e.   s:11

[83] Ahmet Refik-a.g.e.   s:4,5,12,13,15,17,19,22 (Balkanlar ve Dobruca’da “ışık” tekkeleri olduğu gibi Edirne, Eskişehir, Denizli gibi şehirlerde de bulunmaktaydı)

[84] Ahmet Refik-a.g.e.  s:15,32

[85] A.Gölpınarlı- Yunus Emre Divanı s:677

[86] “Işk” kelimesinin geçtiği Ahmet Yesevî’in “Divan-ı Hikmet”den alınan iki örnek: Işkı tigse köydürgüsi cân-u tennî

Işkı tigse virankılur mau’menni   (s:31)

Ey yârânlar ışk derdige deva bolmas

Tâ tirig sin ışk defteri ada bolmas  (s:106)

[87] Otman Daba Velayetnamesi -  s:23 “Bu çerağı yakan Sarı Saltuk ve server-i cihan benem…”

[88] Ahmet Refik-a.g.e.   s:16,17,19,20,22,32,36,41

[89] Ahmet Hezarfen-Dobruca ve Deliorman’da Alevi-Bektaşi Tekkeleri-Gazi Üni.1.Türk Halk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Sempozyumu Bildiri  s:155

[90] Evliya Çelebi Seyahatnamesi    s:357

[91] Evliya Çelebi Seyehatnamesi-   s:447

[92] Michael Kiel-Güney Romanya’da Sarı Saltık’ın Çalışmaları ve Erken Bektaşilik Üzerine Notlar - Çevren No:3   s:29 Piştine eylül 1979

[93] Evliya Çelebi Seyahatnamesi  s:448, Nazmi Sevgen-Sarı Saltuk ve Aiyos Spiridon-Tarih Konuşuyor c:6  sayı : 33 Ekim 1966

[94] Franz Babinger-İslam Ansiklopedisi s:221

[95] A.Gölpınarlı-Alevî-(Sersem Abdal)Bektaşî Nefesleri s:163

[96] Sadeddin Nüzhet Ergun-(Teslim Abdal) Bektaşi-Kızılbaş Şairleri s:82

[97] Evliya Çelebi Seyahatnamesi    s:172-173

[98] Dr.Orhan Koloğlu-Müthiş Türkler   s:20,21

[99] Tahir Harimi Balcıoğlu-Tarihte Edremit Şehri   s:84,85

[100] Bazı kaynaklarda İstanbul’un fethi için(Gıyas Yetkin-Edremit Tarihinden Yapraklar- s:65-67)

[101] Sinan Kahyaoğlu-Balıkesir Alevileri ve Kısa Tarihçe-Yol-Ocak-Şubat 2001  s:28-29

[102] Mahmut Şevki-Blagay’daki Tekke-İlim ve Sanat-Eylül-Ekim 1987/15

[103] Michael Kiel-Güney Romanya’da Sarı Saltık’ın Çalışmaları ve Doğu Bulgaristan’da erken Bektaşilik-Çevren- Priştine-Eylül 1979  no:3  s:34

[104] Nazmi Sevgen-Sarı Saltuk ve Aiyos Spiridon-Tarih Konuşuyor c:6  No:33

[105] Nazmi Sevgen- a.g.m.

[106] Yrd.Doç.Dr.Kemal Yüce-Saltukname’de Tarihi,Dini Unsurlar-s:45

[107] Tunceli -  s:139

[108] Diyarbakır İl Yıllığı (Bu mezar, ben 1968 de Diyarbakır’da çalışırken, öğretmenlik yaptığım oklun bahçesinin köşesindeydi.Müslümanlar fatiha okur, Hıristiyanlar haç çıkarırlardı. Yapılan onarımda çıkan Süryanice bir mezar taşından burasının bir Süryani piskoposuna ait olduğunu okudular. Galiba sandukasının sarı olmasından, Artuklu Türkleri buraya gelince, sarı sandukadan “Sarı Saltuk”u çıkararak, güzel bir türbe yapmışlar.)

[109] A.Yaşar Ocak-Sarı Saltık   s:116

[110] A.Yaşar Ocak-a.g.e.  s:116

[111] Özdemir İnce-1936 Mersin –Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölm. Öğretmenlik, çevirmenlik, yayın danışmanlığı yaptı - Bazı eserleri : Kargı, Tutanaklar, Kiraz Zamanı, Rüzgâra Yazılıdır, Elmanın Tarihi, Kentler...